Suudü’l-Mevlevi (Suud Yavsi Ebussuudoğlu) (1882-1948)

Yüksek Lisans Tez Künyesi:

Suudü’l-Mevlevî, hayatı, eserleri ve dîvânı (Zâdegân) / Suûdul-Mevlevî, his life, works and his dîvân (Zâdegân)

Yazar: NECATİ İŞLER

Danışman: PROF. DR. MEHMET AKKUŞ

Yer Bilgisi: Ankara Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı / Türk İslam Edebiyatı Bilim Dalı
Konu:Din ; Türk Dili ve Edebiyatı
Yüksek Lisans -Türkçe – 2005 – 617 sayfa.
Su’ûdu’l-Mevlevî, Hayatı, Eserleri ve Dîvânı (Zâdegân)

ÖZET
Suûdu’l-Mevlevî, Osmanlı’nın son yarım asrına, Cumhuriyet’in ise ilk yıllarına şahit olmuş hattat ve şâir bir zâttır. İlim ve sanat erbabı insanlar yetiştiren memur geleneğine sahip bir aileye mensuptur. 16. asrın en büyük alimlerinden olan Şeyhülislam Ebu`s-Suud Efendi’nin soyundan gelmektedir. Edebî kişiliğinin oluşmasında babasının, Mevlevî dostlarından Tâhirü’l-Mevlevî’nin ve İstanbul’un ilim ve kültür ortamının katkıları olmuştur. Dönemin ünlü hattatlarından hat dersleri alarak kendisini bu sahada da yetiştirmiştir.

Osmanlı döneminde yirmi yıl encümen katipliği yapan Suûdu’l-Mevlevî, Dîvân’daki görevinden başka, medreselerde yazı ve usûl-i tahrîr muallimliğinde de bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra hattatlıkla geçimini sağlamıştır. Kendisine isnad edilen inkılab aleyhtarlığı suçundan iki yıl Ankara ve İstanbul’da hapis yatmıştır. Millet Kütüphanesi ve Merkez Efendi Camii’nde de görevlerde bulunmuştur.

Suûdu’l-Mevlevî, Dîvân şiirinin son sözünü çoktan söylediği bir dönemde yaşamıştır. Tanzimat Fermanı ile başlayan yenilik hareketlerine paralel olarak 19. yüzyılda edebiyatta da edebî türler ve içerik açısından yeni bir edebî anlayış ortaya çıkmıştır. Batı Edebiyatını örnek alarak yeni bir edebiyat anlayışı getirme arayışlarının yanı sıra, Tanzimat’tan sonra da Dîvân şiirinin geleneksel asaletini yaşatmak isteyen şâirler olmuştur. Suûdu’l-Mevlevî, Encümen-i Şuara adı altında biraraya gelen bu şairler topluluğunu takip etmiştir. Neo-Klasik olarak da isimlendirilen bu topluluğun kuvvetli şairlerinden Yenişehirli Avnî’yi örnek alarak bir çok manzûme yazmıştır.

Derleme ve biyografik nitelikli kitapları dışında Suûdu’l-Mevlevî’nin bütün şiirlerini toplayan tek eseri Zâdegândır. Tesbitimize göre de, klasik tarzda yazılmış ve tertib edilmiş son dîvânlardan dır. Şiirlerinin tamamına yakınında Suûd mahlasını kullanmıştır. Mevlânâ ve Mesnevî sevgisi Dîvân’ında ayrı bir yer tutmaktadır.

ABSTRACT
Suûdul-Mevlevî, his life, works and his dîvân (Zâdegân)

Suudu’l-Mevlevî is a poet and calligrapher who witnessed the last half-century of the Ottoman Empire and the first years of the Republic of Turkey. He was the member of an aristocrat family, which had brought up many scholars and artists. He was the descendant of the one of the biggest scholars of the 16th century, Ebus-Suud Efendi. In addition to his fathers contribution, Tahirül Mevlevi and the cultural environment of Istanbul contributed much to his literary capacity. He has also trained himself in calligraphy by taking lessons from the famous calligraphers of his age.

Suudul-Mevlevî working as clerk in the Dîvân for twenty years has also taught the calligraphy and method of composition in madrasahs. After the collapse of the Ottoman Empire he made his living by calligraphy. He was sentenced to two years imprisonment in Istanbul and Ankara, for revolution opposition imputed to him. He has also officiated in Millet Library and Merkez Efendi Mosque.

Suûdul-Mevlevî lived in a period when the Divan Poetry had already came to an end. In parallel with modernism beginning the proclamation of Tanzimat Ferman; a new literary approach with respect to literary styles and content had risen in 19th century literature. There have also been some poets aiming at keeping nobility of Divan poetry alive, together with attempts at bringing a new literary concept following Literature in the West. Suûdul-Mevlevî has fallowed this group of poetry aggregated under the name of Encümen-i Şuara. Following Yenişehirli Avnî, the powerful poet of this society, he has written so many lyric poems.

Except for compilation and biographic books, the only work of Suûdul-Mevlevî, aggregating all of his poems is Zâdegân. As far as our investigations, its one of the last dîvâns written and arranged in classical style. He has used the penname of Suûd in almost all of his poems. His love for Mevlânâ and Mesnevî is given special room in his Dîvân.

Suudu’l-Mevlevî’nin Dîvânından Seçmeler:

Çoḳdan beridir ayrılalı iŝr-i selefden
Ġayb etdi ġazel ẕevḳini Türküñ şuʿarāsı (Suudu’l-Mevlevî, Zadegan, s. 368)

Osmanlı Ordusu’nun Yunan Harbi’nden galip çıkması üzerine Münir İsmeti Bey’in “Terâne-i Harb” isimli şiirini örnek alarak şu muhammesi yazmıştır:
Bir Oŝmanlı neferi lisānından:
Terāne-i Ḥarb
Ḥaḳ yolunda tārik-i cān ü cihān derler bize
Ḳorḳmayız düşmenden aṣlā ḳahramān derler bize
Vermeyiz aʿdāya meydān bī-amān derler bize
Ṣavleti dehşetli bir şīr-i jıyān derler bize
Faḫr edersek çoḳ mudur Oŝmāniyān derler bize
….

Şānlı şāhen-şāhımız tebrīke şāyāndır bugün
Ehl-i īmān maʿnevī neşveyle ferḥāndır bugün
Düşmen-i bed-ḫ˘āh ber-bād-ı perīşāndır bugün
Cümle-i Oŝmāniyān’a pek büyük şāndır bugün
Şimdi herkes ḳahramānān-ı zamān derler bize
1 Mayıs 1313 (1897) (Suudu’l-Mevlevî, Zadegan, s. 495)

Mevlevïyim Mevlevïyim Mevlevïyim ey Suʿūd
Mevlevïlik aʿẓam-ı elṭāf-ı Mevlā’dır baña (Zâdegân, s. 94)

Sende bir cūşïş ki var ey baḥr-i mevc-ā-mevc-i dil
Keştï-i çarḫ-ı felek bir pāre-i mūdur saña (Zâdegân, s. 94)

Girye-i ʿāşıḳı bïçāreye cūşiş demidir
Bence taḳvïmde eyyām-ı maṭardan maḳṣad

Baʿd-i hicrānıdır ol dil-ber-i āteş-ḫūyuñ
Dehşet-i maḥża olan rāh-ı saḳardan maḳṣad (Zâdegân, s. 129)

Şart-ı evvel terk-i cāndır vuṣlat-ı cānān için
Başḳadır ḳānūn-i erbāb-ı temennā başḳadır (Zâdegân, s. 141)

Feżā-yı bï-ḥudūd-ı ʿaşḳ cevlān-gāhım olmuşdur
Hümā-yı lā-mekān seyrim ki bālım āhım olmuşdur (Zâdegân, s. 142)

Ṭūr-ı süḫanda şimdi Kelïm’im ḳalem-i Suʿūd
Firʿavniyāna dem-be-dem ejder-nümūn olur (Zâdegân, s. 168)

Öyle ʿulvïdir meāl-i çeşm-i efsūn-kārı kim
Başlasam tefsïrine ümmü’l-kitāb-ı ʿaşḳ olur (Zâdegân, s. 169)

Eyledi inṭāḳ ḫāmūş-ı taḥayyür ḫāmemi
Mürdeyi ʿÏsā gibi iḥyāya ḳādir gözleriñ (Zâdegân, s. 235)

Añlamaz luṭf-i süḫandan ġayr-i nāṭıḳlar Suʿūd
ʿİnd-i ḥayvānïde yoḳdur ḳıymeti dürdāneniñ (Zâdegân, s. 236)

Öyle mecnūnum ki bir dil-ber yüzünden ey Suʿūd
Ḥālimi taʿrïfe taʿbïr-i cünūn kāfï değil (Zâdegân, s. 252)

Ġavġā ise murād-ı ʿadüvv elde ḫāmedir
Ḳaṭʿ-ı zebān-ı münkire şimşïrimiz bizim (Zâdegân, s. 263)

Delerek baġrımı tesbïḥ gibi dest-i ḳader
Ben daḫi rişte-i ḳānūn-ı ḳażādan geçdim (Zâdegân, s. 277)

Tevlïd-i felāḥ etmedi bir kerrecik olsun
ʿĀlemdeki her leyle-i ḥublāya gücendim (Zâdegân, s. 293)

Rāh-ı ġamda ḳaldım aṣlā yoḳ enïs ü hem-demim
Öyle mecnūnum ki ḳuş ṭutmaz başımda āşiyān (Zâdegân, s. 298)

İnsilāḫ-ı pïrehenden ḳaṣdıñ ey billūr-ten
ʿAḳlımı vermek midir yaġmaya Allāh ʿaşḳına (Zâdegân, s. 335)

Şāhid-i bāzāra döndü çehre-i şiʿr ü edeb
Bikr-i fikriñ nāmı ḳaldı ṣafḥa-i eşʿārda (Zâdegân, s. 384)

Olmadım ʿālemde ihsān-dïdesi bir kimseniñ
Deyn-i şükrāndan müberrāyım, bu kāfïdir baña
Çekmeğe bār-ı hayātı kesb-i ḳudretse murād
Bir dilim ekmekle bir bardaḳ ṣu vāfïdir baña (Zâdegân, s. 410)

RUBAİLER’den
Ey çeşm-i ümïde māh olan Mevlānā!
Ey merdümde nigāh olan Mevlānā!
Bir bende-i dermāndeyim imdād eyle
Bï-çārelere penāh olan Mevlānā! (Zâdegân, s. 437)

Çeşmān-ı semā-fāmına baḳdım ḳaldım
Ben manẓara-i ṣunʿ-ı Ḫudā’ya daldım
Dïdārıña ḳarşı iḫtiyārım gitdi
Ḥayrān ḥayrān hezār tekbir aldım (Zâdegân, s. 438)

Mevlā seni öğmüş de yaratmış ey māh!
Ruḫsārıña reng-i nūr ḳatmış ey māh!
Bi’llāh o güzel çehreyi dest-i ḳudret
Envāʿ-ı bedāʿatle donatmış ey māh! (Zâdegân, s. 439)

ŞARKI
Firāḳ āteşleriyle yandı cānlar
Yıḳıldı, söndü bir çoḳ ḫānümānlar
Saña kār etmedi bunca zamānlar
Bükālar, nāleler, āh ü fiġānlar

Sen ey meh! Āsumānï bir belāsın..
Göñül taḫrïbine pek mübtelāsın
Naṣıl bir āfet-i ser-der-hevāsın
Bilirler zülfüñe ber-dār olanlar (Zâdegân, s. 456)

Aşağıdaki gazel ve devamındaki beyitler de mevleviliğini güçlü bir şekilde yansıtmaktadır:

Başḳa bir şeyle faḫra ʿār ederim
Mevlevïlikle iftiḫār ederim

Feleğe minnet eylemem ammā
Pïrime arż-ı iftiḳār ederim

Rāzıma kimseler değil vāḳıf
Ney gibi gerçi āh u zār ederim

Kūşe-gïr-i semāʿ-ḫāne-i dil
Olaraḳ ẕikr-i Kird-gār ederim

Baña maʿnā gerek göñül lāzım
Ṣūrete ṣanma iʿtibār ederim

Germ ü serd-i cihānı hïçe ṣayıp
Lüṭf-ı Mevlā’ya intiẓār ederim

Şāhid-i ārzūyu bir dem olur
Ben de elbette der-kenār ederim

Mevlevïyim Suʿūd tā-be-ebed
Mevlevïlikle iftiḫār ederim
Sultanahmed, 8 Şubat 1343/1927 (Zâdegân, s. 278, 279)

Mihr-i ʿalem-gïr-i Mevlānā ile her-dem Suʿūd
Ẕerreler, Allāhü Ekber, āfitāb-ı ʿaşḳ olur (Zâdegân, s. 169)

Suʿūd’um bende-i dïrïn-i Mevlānā-yı Rūmïyim
Ṭarïḳ-ı ʿaşḳına ʿazm-i şitābım artar eksilmez (Zâdegân, s. 190)

Yetiş imdādıma ey ẓıll-i Ḫudā Mevlanā
Bestedir luṭfuña ümmïd-i Suʿūd-ı bïkes (Zâdegân, s. 201)

Vech-i cānānı gözet tekbïr-ḫ˘ān ol ey Suʿūd
Maʿbed-i ʿālemde Mevlānā imāmıñdır seniñ (Zâdegân, s. 243)

Bāb-ı Mevlānā’ya baş kesdim de cān buldum Suʿūd
Yalıñız ondan ʿināyet, ondan iḥsān isterim (Zâdegân, s. 288)

İḥsānıña muḥtācım Yā Ḥażret-i Mevlānā
Dervïş-i ġarïbiñ pek bïmār ü nizār oldu (Zâdegân, s. 358)

Osmanzade Hüseyin Vassaf, Suudu’l-Mevlevî’yi şöyle anlatır:
Peyrev-i pîr-i tarîkatdır Suudü’l-Mevlevî
Mazhar-ı izz ü saâdetdir Suudü’l-Mevlevî

Neş’e-i ma’nâ ile bulmuş safâ-yı devleti
Lâik-i tevkîr u midhatdir Suudü’l-Mevlevî

Feyz-i Mevlânâ ile irmiş makâm-ı rıfka
Sâhib-i irfân u izzetdir Suudü’l-Mevlevî

Hüsn-i hattı hüsn-i hâli meslek-i müstahseni
Bâis-i fahr u meveddetdir Suudü’l-Mevlevî

Muhlisi Vassaf’ı meftûn eyledi hoş hasleti
Ârif-i esrâr-ı vahdetdir Suudü’l-Mevlevî
Mustafa Tatçı, Mehmet Akkuş, İsmail Kasap, Divan-ı Vassaf, Kırkambar Kitaplığı, İstanbul, 2012, s. 421.

Tahiru’l-Mevlevî, Suudu’l-Mevlevî’yi şöyle anlatır:
Ah kim mîr-i Suudü’l-Mevlevî
Eyledi ukbâsına tevcîh-i rû

Müctemi’di onda lutf-i Hak ile
Şi’r ü hüsn-i hatt ile hulk-ı nîkû

Eyledi terk-i cihân-ı bî-sebât
Kaldı cây-ı ekmelinde bir hulû

Kabrini kılsın münevver haşre dek
Lem’a-i ism-i celâl, envâr-ı hū

Rûh-i pâki âlem-i ervâhda
Pîr-i kudsîsiyle olsun rû-be-rû

Mâtemiyle yandı ey Tahir dilin
Kalmadı bende mecâl-i güft-gû

İrtihâl-i sâlini kayd etmeğe
Dāl geldi: Yā İlâh iğfir lehû
Tahir Olgun, “Acı Bir Kayıp: Hattat ve Şair Süud-ul-Mevlevî”, İslam Yolu, Yıl 1, S. 4, 28 Ekim 1948, s. 3-4.

Suudü’l-Mevlevî, İbnül Emin Mahmut Kemal İnal’ın ifadeleriyle: “Okur-yazar vasfına bihakkın layık olan bir ilim erbabıydı. Tarz-ı kadimde her istediği vadide nazma muktedir ve sülüs, celi ve divani yazılarda mahir idi. Mütedeyyin, müstakim, müeddeb, mütevazı, hodfuruşluktan müctenib bir merd-i necibdi.
Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri, C. III, s. 1715

 350 total views,  1 views today

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*